ilistürasyon: Mert Güler

Birkaç sezondur hayatımıza çok ciddi bir dönüş yapan, yeni ve gelecek sezonlarda da hayatımızdan kolay kolay çıkacağa benzemeyen 70’ler dönemini daha yakından bilmemiz gerektiğine karar verdim. Çiçek çocuklar, hippie akımları, glam rocker ve punkçılar derken bu listeye bir de tasarımcıları eklediğimizde önmüzde uzun bir dönem çıkıyor…

Öncelikle genel olarak 70’leri özetlemek gerekirse; 60’lı yılların sosyal hareketlerinin devam ettiği bir dönem , Vietnam Savaşının etkileri ile yeni müzik ve özellikle glam rock ve modanın haşır neşir olduğu bir döneme girilir. Bu etkilerle birbirinden bağımsız akımlar ortaya çıkar mesela disco akımının başladığı yıllar diyebiliriz ya da güçlü-maskülen kadınların, takım elbiseye sempati duymaya başladığı dönemler diye de tasvir edebiliriz 70’leri…

Trendleri, moda akımları ve ikonlarına girmeden önce onların temelini oluşturan esaslı birkaç nokta olarak sanat ve kültüründen bahsedecek olursak müzikle yeni bir devrin açıldığı, Abba ve Bee Gees gibi fenomen grupların ortaya çıktığı, gençlere hitap eden sosyal aktivitelerin öncüsü oldukları yeni müzük ve moda ikonları… Örneğin “Saturday Night Fever” filmi gibi kült filmler hayatımıza girdi ve bunun etkileri de oldukça uzun süre devam etti, şimdi ise geri döndüler. Mesela Disco müzikleri ve kıyafetleri bu filmde kullandıktan sonra popüler olmaya başladı. David Bowie gibi bir efsane hayatımıza bu dönemde girdi, ilk kez erkek sanatçılar makyajlı, abartılı saçlar ve kıyafetler ile sahne almaya başladı. Daracık-vücudu saran tulumların, vücut boyamalarının, androjeninin doğduğu yıllar… Her dönemde olduğu gibi o yıllara da yine birkaç tane müzik akımı birden hakimdi. Glam rock ve disco kültürünün yanı sıra Punk müzik te arkasından ciddi bir kitle sürüklemeye hazırlanıyordu. Şimdilerin “normcore” trendinde olduğu gibi o yılarda da punk giyim tarzı modaya karşı bir karşı duruş olarak ortaya çıktı ve yine bizim geçen yıl yaşadığımız gibi bu stil de bir “trend” haline dönüşüverdi. Doc Martens’ler, piercingler, Mohikan tarzı saçlar, karelilier, deri zımbalar dönemin rocker punkçıların vazgeçilmez imzaları haline geldi.

Gelelim tam anlamıyla modaya! Bugün dolaplarımızın büyük kısmını dolduran parçaların gerçek hikayelerine… 60’lı yıllarda olduğu özllikle A kesim mini etekler popüleritesini devam ettirirken kadınlar için yol mini eteklerden geçmiyordu artık. Maksi etek ve elbiseler hayatlarına girmeye başladı, vücudu saran bu sezon da oldukça çok sevdiğimiz halter yaka tulumlar yaz aylarının vazgeçilmezi oldu. Geniş paça, yüksek bel pantolonlar ise hiç hayatlarımızdan çıkmamak üzere icat edildiler. Tabiki mini etekler hala giyilir durumdalardı fakat ekstra havalı bir parça ile; maxi kabanlarla! Böylelikle eski 60’lar görüntüsü yeni 70’ler olarak isim değiştirdi. Yani kadınların artık üç farklı boyutta alternatifi olmuştu, klasik midiler, mini etkler ve maksiler… Ardından Stüdyo 54’ün etkileri ile oldukça dar seksi pantolonları bol uzun parçalar ile giymeye başladılar ki bu etki günümüzde de zaman zaman kendisini göstermekte.

Glam rock etkileri ise okuduğunuzda şu an hiç yadırgamadığımız şeyler olduğunu göreceksiniz. Örneğin, yüksek bel geniş paça pantolon ve denimler, drapeli omuzları açıkta bırakan üstler ya da aksesuar olarak kullanılan türbanlar ve payetli kıyafetler o yılların popüler parçaları. Kaftan ve kimonolara hiç değinmiyoruz bile ki Hippi stilinin en önemli parçalarıydı kendileri…

Tasarım ve tasarımcılarına değinecek olursak Diane von Fustenberg’in 1971’te moda dünyasına kattığı efsanevi jarse “wrap” elbise işe, klübe ya da disco’ya giderken her daim giyilebilir kurtarıcı haline geldi. 17. Yüzyıl ilhamlı dantel ve omuzları açık üstler ise her zaman fark yaratan parçalar olarak kullanıldı. Bugün birisi önümüze getirse yine giyeriz mesela. Dönemin yenilikçi isimlerin Yves Saint Laurent ise o yılların köylü elbiseleri olarak tanımlanan etekleri 1976 yılında yeni bir koleksiyon olarak yorumlayıp sundu. Zaten çiçekli desen ve baskılar da özellikle bu bu eteklerin giyilmeye başlaması ile popüler hale geldi. Missoni triko parçaları ile gündem yaratırken o yılların popüler baskıları ve desenleri dediğimizde aklımıza gelen ilk marka. Sonia Rykiel ise o yıllarda hazır giyim markasını kurdu ve ilk ters çevrilmiş gibi görünen kazaklarını yaptı. Özellikle western ve oryantal folk akımların ilham alan Kenzo Takada ise 70’lerin en ilham verici isimlerinden birisi oldu. Dünayadaki tüm kültürlerden ilham alan ve bunları harmanlayan Kenzo en çok kullanılmayan desenleri kullanır hale getirip farklı bir çizgi yaratarak genç müşterilerin istediğini vermiş oldu. Şovları her zaman için görsel bir şöleni andıran Kenzo’nun özellikle 1978 ve 1979 yılında sunduğu defileleri en unutulmazları. Bottega Veneta ise o yılların ilk lüks deri markası olarak lanse edildi. 1913 yılında kurulan Prada ise o yıllarda başına geçen Miuccia Prada ile biraz daha farklılaşarak yönünü yüksek modaya doğru çevirdi. Miuccia 1979 yılında kendi sırt çantasını tasarladı ve mükemmel bir moda başarısına imza atmış olmasa da ilk kez marka ticari anlamda en büyük başarısını yakalamış oldu.

Merak edilen ve etkisini hiç yitirmeyen şeylerin başında ise aksesuarlar geliyor tabiki. 1971 yılında tanıtılan platform ayakkabılar o dönemlerde vazgeçilmez hatta gereklilik niteliğinde kadınların dolaplarında yer alırken modayı seven ve takip eden erkekler tarafından da oldukça çok kullanıldı. Püsküllü parçalar ve ipek fularlar ise dönemin imza parçaları haline geldi. Günlük rutinde ise genellikle tercih edilen görüntüler arasında hala “chunky” olarak geçen hırkalar, uzun deri ceketler ve taşlanmış jeanler ilk aşamada tercih edilen parçaların başını çekti.

İlk anda düşününce akla gelen ikonları dediğimizde ise müzik dünyasında da derin izler bırakan David Bowie stil anlamında da bir ikon olarak görüldü. Mick Jagger’in ilk eşi ve Andy Warhol’un yakın arkadaşı Bianca Jagger Stüdyo 54’le ve New York’la özdeşleşen moda ikonu haline geldi. Umarsız ve maskülen tarzı, havalı saçları her zaman için takip edilesi Bianca erkek gömlekleri, blazer ceketler ve fötr şapkası ile verdiği görüntüyle hafızalardan kazınmayacak o ikonik görüntüsünü çizmiş oldu. 80 ’li yıllarda Amerikan yapımı Jigolo filmindeki performansıyla unutulmaz isimlerin arasına giren Lauren Hutton ise 1974’te Revlon Kozmetik ile yaptığı anlaşmanın ardından 70’lerde en çok takip edilen ve gülüşü imzası haline gelen, Vogue süper modellerinin başında geldi.

Bu kadar çok yaratıcı ismin, günümüzde bile hala en çok takip edilen marka ve ikonların belirli bir dönemde ortaya çıkması ardından 70’lerin 40 yıl sonra bile bu kadar popüler olması kaçınılmazmış gibi duruyor. Taşıdığı ruh ve yaratıcılık dünyamızı sonsuza kadar taşıyabilecek mi dersiniz?

 

0

You May Also Like

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *